Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu
Sanal Hogwarts'a Hoşgeldiniz!
Sitemizden Yararlanmak İçin Kayıt Olmanız Gerekmektedir...

Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu


 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Metamorfmagus

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Metamorfmagus   Çarş. Tem. 15, 2009 6:40 pm

Metamorfmagus Nedir?

Asa veya iksire ihtiyaç duyulmadan görünümü değiştirebilme yeteneğidir. Fakat Metamorfmagus öğrenilebilen bir yetenek değildir. Doğuştan gelen bir özelliktir ve çok nadir olarak görülür. Bu özelliğe sahip olan büyücüler, istedikleri gibi görünümlerini değiştirebilirler.

10 kişi alınacaktır.

Adınız Soyadınız:
Geçmişiniz:
Sihirsel Soyunuz:
Kişisel Özellikleriniz:
Örnek Rp:


*Metamorfmagus olanlar kendi ünlüleri haricinde istedikleri ünlülerin görünümüne sahip olabilirler.

1~Marsdén Lexie Millér
2~Dakota J. Petrus


En son Marsdén Lexie Millér tarafından Ptsi Ağus. 10, 2009 12:29 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Dakota J. Petrus
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 97
Yaş : 21
Nerden : HERYERDEN
Savaşta Hangi Taraftasın ? : ZÜMRÜDÜANKA YOLDAŞLIĞI
Rp Sevgilisi : YOK XD
Asa : Yer Yüzünün Efendisi
Evcil Hayvan : Husky,Daisy
Kan Durumu : SAFKAN
Özel Yetenek : metamorfmagus
Patronus : Kan Kelebeği
Kayıt tarihi : 08/08/09

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Paz Ağus. 09, 2009 11:39 pm

Adınız Soyadınız:Dakota J. Petrus
Geçmişiniz:Paristen gelen göçmen bir ailenin çocuğudur ve çok ta zengin ve kültürlü bir aliledir Paristen önce Londra ' dan gelmişlerdi.Bir kızkardeşi var dı ama oda bir trafik kazasonda ölmüştü
Sihirsel Soyunuz:Safkan
Kişisel Özelliklerini
z :Her zaman uyumlu nazik ve sevecendir.Yalanı sevmez ve asla birine ihanet etmez dedikodu yapmayan ve birazda asidir
Örnek Rp:Uyanmıştı.
Yatakta hareketsizce durmuş çarşafı sıkıyordu. Doğanın dengesine inat
kımıldamak istemiyordu. Eylemsizlik ilkesine direnebilir miydi daha
fazla? Sanki doğrulduğu anda, hayatın sonunda karşılaşılan kaçınılmaz
gerçeğin tam tersi olacak; bedeni kalkacak ve ruhu yatakta kalacaktı.
Usulca gevşetti yumruklarını. Çarşafa geçmiş tırnaklarından kan
çekilmiş, parmak uçları yatağın örtüsü gibi beyazlaşmıştı. Nefes almayı
unutmuş gibi aceleyle derin bir nefes çekti içine. Tutmaya başlamasının
sebebi neydi bilmiyordu. Kendi kendine söyleyecek söz arıyordu şimdi.
İkna yeteneğinden fersah fersah uzaktaydı. Derin nefesler Hufflepuff’lı
cadıyı neye hazırlıyordu bilmiyordu; ancak tek kanıksadığı gerçek,
dersliğe gitmemek için elinden geleni yapmaya hazır olan bir psikolojik
kalkan oluşturduğuydu. Düşüncelerinin bile içinden geçemeyeceği kadar
sıkı ve güçlü bir kalkan… Biri ona büyü yapmış gibi bedenini kontrol
edemeyerek yataktan doğrulduğunda, tıpkı diğerleri de kendisi gibi
hazırlanıyorlardı. Zavallı bedenlerin hayata ayak uydurmuş hallerine
acımamak elinde değildi. Monotonluk yüzünden sadece uyumak ve ağlamak
isteyen bir bebeğe dönüşmüştü sanki. Aklı söylenenleri algılamakta
gecikiyor, kırık kalbi ise geçmişin etkisiyle daha yavaş çarpıyordu.

Güçlükle
hareket ettirdiği dolabın kapağının savruluşu, aslında sandığı gibi her
şeyin yavaş ilerlemediğini gösteriyordu. Kendine hakim olmak konusunda,
fırtınadaki bir gemi kadar yetenekli olabilen genç cadının yüzünde
geçici kırışıklıklar belirdi. Mimiklere bağlı ve rahatsız edici bu
büzülmelerin sebebinin, güneşin pencereden içeri habersizce giren
ulakları olduğunu anladığında biraz olsun sandığı kadar karanlık bir
dünyaya uyanmamış olduğuna sevindi. Pencereden çektiği bakışlarını
yeniden parfümü üzerine sinmiş kıyafetlerine çevirdiğinde, içlerinden
en ince olan cüppeyi askısından indirmek üzere ellerini uzattı. İnce
tenine değen keten ve kaşmir karışımı el yapımı cüppenin üzerindeki
Hufflepuff armasının ışıldayışına sıkıntıyla baktı. Hızlı bir hareketle
yatağının üzerine attığı cüppeye bakmadan elini ve yüzünü kabuslarından
temizlemek için lavaboya doğru ilerledi. Kımıldanmalar artıyordu
Hufflepuff kızlar yatakhanesinde. Kendisi gibi, Karanlık Sanatlar
profesörünün Edward olduğunu bilenler mutlu oluyorlardı. Çünkü o bir
Hufflepuff mezunuydu. Ancak Paula’nın şimdiye kadar gördüğü
Hufflepufflarla alakası bile yoktu. Kendi kişiliği ile onunkini
kıyasladığında, Seçmen Şapka’yı yanıltacak kadar güçlü bir büyü ile
gönderilmiş bir casus olduğunu düşünmüştü küçüklüğünde. Birinci sınıf
olmanın verdiği acemilikle çoğu insanı yanlış değerlendirip ardından
sağlam dostluklar kuran kumral cadı, aynı zamanda sınıf başkanlığı
yaptığı Edward’la bir türlü aradığı kontağı yakalayamamıştı.

Düşünceleri,
Hogwarts’ın sınırları içerisinde, binlerce değişik yaratığın, görülen
ya da görülemeyen, hissedilen ya da hissetmek için bile yeterli vakit
veremeyecek kadar ölümcül olan diğer varlıkların olduğu Yasak Orman’da;
İhtiyaç odasının şöminesinden gelen sıcaklığın, hararet dolu yüze
yansıyışında gezindi. ‘’ Hatıralar. ‘’ Ağzından
çıkan tek kelimelik cümlenin hırıltısı, yatakhanedeki en sessiz anı
bulmuştu. Yanı başında uyuyan binadaşlarından birinini sorgulayan
sesini tek cümleyle geçiştirdi. ‘’ Yok bir şey. ‘’
Çoktan elini ve yüzünü soğuk su ile ferahlatmış olan Lilith, geç kalmak
için özellikle yapıyormuş gibi yavaş yavaş giyindi. Kollarını içine
soktuğu gömleğin soğuk kumaşı tenine her değişinde tüyleri diken diken
oluyordu. Ancak korkularının etkisi yanında, bir karıncanın aslanla
savaşması kadar komik görünüyordu. Saniyelik titreme nöbetlerinden
birini ustaca geçiştirdi derin bir nefesle yamayarak ve ardından,
asasını cüppesinin bu amaç için dikilmiş cebine yerleştirip, sarı siyah
dekore edilmiş, her zamanki sabah hareketliliğini yaşayan Hufflepuff
Kızlar Yatakhanesi’nden çıktı.

Tahta kapının üzerinde, ardında
bambaşka bir dünya varmış gibi bir izlenim yaratan portrenin gündüz
selamını kibarca yanıtladı. Ne yazık ki portre, Paula’nın çok da kibar
olmadığını düşünüyor olmalıydı. Kızın başını bile kaldırmadan selam
veren halini yadırgamış olacak ki, merdivenlere yönelen Hufflepuff’lı
cadı hakkında söyleniyordu. ‘’ Oh Helga, kemiklerin sızlıyor olmalı. ‘’
Tek kaşını kaldırıp ağız bükerek omuz silkti kumral cadı. Basamaklarda
hızla ilerliyordu. Bir şeyler yemeye niyeti yoktu. Zaten iştahı da
kapalı olduğundan erken yetişeceği dersliğe, Edward’ın da erken
gelmemesini umuyordu. Nihayet merdivenlerden sonuncusunu da, dizinin
üzerindeki kaslardan bir bölümünün ağrıdığını hissederek çıktığında
dersliğe gelmişti. Aşağıya bakan gözlerini kaldırıp açık kapıda
sabitledi. İçeride birkaç kişinin sesi duyuluyordu. Yorgunluğu iki
katın yüksekliğinden değil, içerde onu bekleyen sürprizlerin
tanıdıklığındandı. Dersliğin kapısından içeri girdiğinde Hogwarts’a ait
taş duvarların kokusu da, binadaşlarının tanıdık yüzü de onu
rahatlatmadı. Girişinin ardından anlaşmış gibi rüzgarlarıyla birlikte
içeri doluşan beşinci, altıncı ve yedinci sınıf, her binadan öğrencinin
gürültüsü kesildiğinde, o bilindik sesin tokluğu ve cezp edici tınısı
kulakları doldurmaya başlamıştı.

Havada beliren sapasağlam
ellere, Edward’ın sesini yeniden duyana dek anlam veremedi. Ancak
açıklama yapmada gecikmeyen Karanlık Sanatlar profesörü, ellerin
işkence için kullanılan bir büyü ile, derilerinin parçalanmasını
sağlamalarını istiyordu. Dersin müfredatına mı yoksa büyücünün mizacına
mı bilinmez, Paula’nın gözleri anlayışla devrildi. Önünde havada
sallanıp duran ele bakıp, iğrendiğini hissetti. Deri parçalandığında
içerisinden kan da çıkacak mıydı peki?! Sorgulamadan profesörü aradı
sınıfta gözleri. Herkese kendini kanıtlamak için duruşundaki kibri bile
aynen saklamıştı. Eski binadaşı, taze profesör Ryan…Onunla ilgili
içinden söyledikleri bile garip gelirken, profesör edasıyla duruşuna
nasıl alışabilecekti. Alışmasından ziyade korkuları daha ağır
bastığından, çekinerek nasıl başarılı olabilecekti. Yalnızca önünde
parçalaması gereken, bileğinden kesik gibi duran garip organa dikti
gözlerini. Asasını ince parmakları arasına aldı. Ve kelimelerin
işkenceye dönüştüğü kırmızı ışığı takip etti gözleri. ‘’ Sectumsempra! ‘

_________________


En son Dakota J. Petrus tarafından Ptsi Ağus. 10, 2009 12:07 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 12:00 pm

Tamamdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Makoto Kino
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 22
Yaş : 21
Nerden : istanbul'dan
Savaşta Hangi Taraftasın ? : aydınlık taraf
Kan Durumu : safkan
Kayıt tarihi : 09/08/09

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 2:41 pm

Adınız Soyadınız:Makoto Kino
Geçmişiniz:Makoto Usagi'nin okuluna geldiğinde herkes ondan korkmuştu. O daha önceki okulundan bazı çocukları dövdüğü için kovulmuştu. Makoto ayrıca savaş sanatlarında çok iyi olmasıyla tanınıyordu. Usagi ona çok çabuk yakınlaştı. Çok kısa sürede arkadaş oldular. Tabi Usagi bu arada çevresindeki erkeklerin Makoto'ya daha fazla ilgi göstermelerinden dolayı onu kıskanmıyor da değildi.
Sihirsel Soyunuz:Safkan
Kişisel Özellikleriniz:Ailesi: Anne ve babası bir uçak kazasında ölmüştür , Tek başına bir apartmanda yaşamaktadır. Minato-ku Juuban Ortaokulu ,Minato-ku Juuban Lisesi gibi okullara gitmiştir.14 yaşındadır.Kan Grubu: O+ Doğum Günü: 5 Aralık
Örnek Rp:
    Kız kardeşlerini trenden beri görmüyordu. Annesi onları trene geçirdikten sonra hepsi bir kompartmanın içine doluşmuş ve bütün yolculuğu sessiz sedasız geçirmişlerdi. Şansı vardı ki, cam kenarına oturmuştu. Böylece rahat rahat şiir yazıp besteleyebilmiş, arada da camdan dışarı bakıp eşsiz manzarayı izleyebilmişti. Yıllar geçtikçe Hogwarts'a gelirkenki heyecanı azalıyordu. Her sene aynı şeyleri dinlemek, aynı olayları izlemek gittikçe can sıkıcı bir hal alıyordu.. Yine trenden indiler ve sandallarla okula ulaştılar. Ve yine Müdür'ün komutlarıyla Büyük Salon'dan içeri girdiler. Müdür değişmişti. Bu da çok şaşırtıcı bir şey değildi. Zira, önceki müdür tam anlamıyla bencilin tekiydi. Dina önüne gelecek olan yiyecekleri açlıkla beklerken Seçmen Şapka şarkısını söylemeye ve ardından da binaları seçmeye başladı. Tüm birinci sınıflar binalarına seçildikten sonra Müdür konuşmasını yaptı. Herkes neşeli neşeli yiyeceklere saldırmak için umutla beklerken umulmadık bir gürültüyle Büyük Salon sarsıldı. Dina neler olduğunu hemen anlamıştı. Ölüm yiyenler içeri girmeye [başladıklarında Dina'nın gözlerinde bir pırıltı ve dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. 'Eğlence başlıyor...' Zaten Müdür'ün gözlerinden de endişesi belli oluyordu. Tüm öğrenciler çığlık atmaya ve koşuşturmaya başladılar. O sırada ilk büyü Müdür'den geldi. Daha sonra Müdür patronus'unu bakanlığa yolladı. Karşı masadan Luke'un sesi duyuldu. '-JOHN! ALAİN! JOHN....!!' Dina başını ona çevirdi. İşte şimdi işler karışıyordu. Eğer zorunda kalırsa.. bunu.. nasıl yapabilirdi ki? Onun tüm arkadaşlarına acımadan zarar verebilirdi. Ama başka bir savaşta bunu ona nasıl yapabilirdi? Düşünmek istediği en son şeydi. Zaten büyü yapması da yasaklanmıştı çünkü Karanlık Taraf'takilerin okul içinde büyü yapması yasaktı. O sırada dikkatsiz bir 4. sınıf öğrencisinin yaptığı büyü, Dina'nın yanındaki ölüm yiyen'e çarpmamıştı. Onun yerine ölüm yiyen, Dina'nın Karanlık Taraftan olduğunu bilmediği için Dina'yı kendine siper olarak almıştı ve büyü Dina'ya çarpmıştı. Dina sendeleyerek geri geri gitti ve dengesini kaybederek düştü. Bu kadar güçsüz değild, ayağa kalkacaktı elbet ama bu savaşın içine girerse bir aptal kadar cesur Gryffindor'lulardan, onun gözünde "hiçbir şey" olan Hufflepuff'lardan ve kendine yakın gördüğü ama çok fazla inek olan Ravenclaw'lardan birinin canını yakacaktı ve bu da okuldan atılmasına bir sebepti. Kuralları çiğnemekten hoşlanmazdı. Güçlükle ayağa kalkıp bir masanın kenarına tutundu ve asasını her ihtimale karşı cebinden çıkardı. Bu saldırının uyarı amaçlı olduğunun farkındaydı. Ama yine de bu Zümrüdüanka Yoldaşlığı zımbırtısından bir kaç kişinin ölmesi fena olmazdı. Luke'un olduğu tarafa baktı ve onların yanına gitti. Diğerlerine sinir bir bakış attı ve tekrar Luke'a döndü.

    'İyi misin? Bak, buradaki insanlardan ölmesini istemediğim tek bir kişi varsa o da sensin tamam mı? Bu yüzden..'

    Nasıl tamamlasaydı ki? Başının üstünden sıyırıp geçen sersemletme büyüsüne aldırmadan devam etti.

    '.. Bu yüzden.. ne yaparsan yap, ölme!'

    Kimsenin onun Yoldaşlıktan olduğunu sanmaması için Luke'un yanağına güven verecek bir öpücük kondurduktan sonra ayağa kalkıp oradan hızla ayrıldı. Ama ona çarpan büyünün etkisiyle pek hızlı gidemiyordu. Yere, adımlarına baka baka ilerlerken gözünün önünden hızla bir Ölüm Yiyen geçti. İlk önce buna pek aldırmamış olan Dina daha sonra başını ona çevirdi ve hızlı hareket eden bu adamı gözden kaçırmamaya çalışarak baştan aşağı süzdü. Ardından ayaklarına takılı kaldı. Bu ayakkabıları tanıyordu. Evet, elbette tanıyordu. Nasıl unutabilirdi ki? Bu ayakkabıları o adama Dina almıştı. Evet, ta kendisiydi. Bu adam amcası Thor'du. O da babası gibi bir ölüm yiyen'di. Ama Dina onu tanıdığını belli ederse ikisinin de başı belaya girebilirdi. Çarçabuk trende şiir yazmak için kullandığı küçük defteri ve kalemi çantasından çıkardı ve yazdı.

    ''Sakın beni tanıdığını belli etme. Ben iyiyim. Letty ve Lenny de güvendeler. Onları Müdür bazı profesörlerle götürdü. Kendine dikkat et. Büyük savaş günü geldiğinde ben de yanınızda olacağım. Ravenclaw ve Slytherin cüppeliler size büyü yollamadıkça onlara bir şey yapmazsanız sevinirim. Çünkü az önce bir ölüm yiyen tarafından siper alındım. Karanlık Lord'a sayılar.. Dahlia.''

    Hızla yazdığı kağıdı yarı topallayıp yarı koşarak Thor Amca'nın yanından geçerken onun cebine sıkıştırıverdi ve oradan uzaklaştı. Şimdi kızkardeşlerine bakmalıydı. Güvende olduklarından emin olmalıydı. Profesörlerin öğrencileri ittirerek götürdüğü yere doğru onları takip etti ve içeri girdi. Bir sürü öğrenci arasından Letty ve Lenny'yi bulması zor olsa da birbirlerine benzeyen iki ikinci sınıf öğrencisi kızı rahatlıkla seçebildi. Yanlarına gitti. Letitia'nın kaşının üzerinde kan vardı. Hızla onların oturdukları koltuğun yanına eğildi.

    'Letty, ne oldu böyle?'

    Madeleine Letitia'nın yerine cevap verdi.

    'Bir ölüm yiyen onu hızlıca Hufflepuff masasına doğru itti ve o da masanın kenarına kafasını çarptı. Önemli bir şey değil. Madam ilgilendi. Az sonra geçer.'

    Dina kaşlarını çattı. Eliyle Letitia'nın kaşını hafifçe yokladıktan sonra ikisine baktı.

    'Birbirinize sahip çıkın. Lenny, teknik olarak sen daha büyüksün. Bu yüzden Letty'ye büyüklük taslamadan (??) ona yardım et. Unutmayın, her zaman size yardımcı olmak için yanınızda bir profesör bulunmayabilir. Onlara ihtiyacınız olmasın. Birbirinizden başka kimseye ihtiyacınız olmasın. Kendinizi koruyun, beni anladınız mı? Ben şimdi gitmeliyim. Savaş devam ediyor.'

    Kafasını ikisinin arasına sokup kulaklarına fısıldadı;

    'Yandaşlarımız ortalığı kasıp kavuruyor. Bu da Zümrüdülaplup Yoldaşlığı'na bir ders olacak.'

    Göz kırparak ayağa kalkıp ilerledi. Diğer öğrencilerin ne halde olduğuna bakmadı bile. Tekrar Büyük Salon'a döndü. Salon'un salonluğu gitmiş, adeta bir çöplüğe dönmüştü. Yerde yatan ölülerin üstlerine basa basa, koşarak Slytherin masasına doğru ilerledi..

    Slytherin masasına doğru koşarken bile aklı bir Luke'a, bir Letty ve Lenny'ye gidip duruyordu. Ama sonunda kendini kardeşlerinin güvende olduğuna ikna etmeyi başarmıştı. Sonunda masaya ulaştı. Daha yirmi dakika önce Ravenclaw masasına neşeyle giderken gördüğü Dia yere yığılmıştı. Onunla aynı binada, aynı sınıftalardı. Üstelik -her ne kadar onu vuran ölüm yiyen bunu bilmese de- o da Karanlık Taraf'taydı. Dia'nın yanına gelen Profesörlerle birlikte o da onun yanına gitti. Sahte bir acıyla Profesör Gaunt'a baktı.

    'Profesör, buradan çıkmalı. O.. o ölmemeli..'

    Profesör Gaunt, Dia'yı yanına alarak salondan kaçmaya çalışırken salon art arda iki gürültüyle sarsıldı. İlk gürültüyle başını hemen Luke'ların olduğu tarafa çevirdi. Yukarıdaki avize yere yıkılmıştı. Üstelik yere düşen binlerce parçasından biri de Dina altından kaçmaya çalışırken omzuna saplanmıştı. Bunu hissetmedi bile. Zira, bundan önemli şeyler vardı. Bir arkadaşını kaybetmişti ve daha fazla kötünün canının yanmasına izin veremezdi. Ama Luke, Aysa ve John'a da saldırmak istemiyordu. Eğer zorda kalırsa yapmayacağı şey değildi aslında. Yine de zar zor yanlarına gitti. Cüppesinin üstünden omzundan aşağı kanlar akıyordu. Ama Dina'nın bunu fark etmesi güç olmuştu çünkü salonda şimdi de bir ejderha belirmişti. Dina gözlerini faltaşı gibi açarak etrafına baktı. Lanetler havada uçuşuyor, bazı profesörler savaşırken bazıları da hala öğrencileri alandan dışarı çıkarmak için uğraşıyordu. Ama Dina'nın çıkmaya niyeti yoktu. Amcasının güvende olduğundan emin olmalıydı. Onu korumak için elinden bir şey gelmeyecek olsa bile yine de onun ne halde olduğunu bilmeliydi. Ancak bu sayede içi rahat edebilirdi. Hızlıca Luke'ların yanına gitti. O koşarken Aysa bir plandan söz ediyordu. "Bu kız yine neler geçiriyor.." diye düşünmeden edemedi. O sırada Luke masalardan birini havaya kaldırmıştı. Anlam verilemeyecek hareketler yapıp duruyordu. Inés ise ne yapacağını şaşırmıştı. Ölüm yiyen'lere saldırmazdı. Profesörlere de saldıramazdı. Tam ağzını açmışken Aysa masayı havada patlattı. Inés bu büyüyü biliyordu. Hatta kullanmayı da seviyordu. Asasını çıkarıp Aysa'nın yanına gitti. İkisine doğru baktı.

    'Ne yapmaya çalışıyorsunuz?!!!'

    Masanın çarptığı ölüm yiyen yere yığılmıştı. Ama Luke cevap vermeye kalmadan ona art arda iki tane sersemletme büyüsü isabet etmişti.

    'Masalarla oynarsan böyle olur! Ah Luke!!!'

    İçindeki acıyı tarif edemezdi. Zaten yapmayı beceremediği şeylerden biriydi. Bu yüzden üzüntüsünü belli etmeden o da Aysa gibi Luke'un yanına koştu.

    'Hey, hey iyi misin?!!'

    Luke'un sendeleyerek ayağa kalkmaya çalışıp masadan bir bıçak alarak ölüm yiyene fırlatmasını izledi. Bu Inés'i kızdırmıştı. Üstüne üstlük Aysa da ölüm yiyeni bağlamıştı. Bıçağın saplandığı yere, ölüm yiyenin bacağına baktı. Fark etmesi uzun sürmedi. Evet, yine o ayakkabılar. Luke, Inés'in amcasını bacağından vurmuştu. Sinirle ayağa kalktı ve Aysa'yı duvara doğru ittirdi.

    'Siz.. siz..!!! Hâlâ yaşıyor olduğunuza şimdiden dua etseniz iyi olacak!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 3:11 pm

Onaylanmadı! Kişisel özelliklerinize kişiliğinizle ilgili özellikleri yazmalısınız!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Makoto Kino
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 22
Yaş : 21
Nerden : istanbul'dan
Savaşta Hangi Taraftasın ? : aydınlık taraf
Kan Durumu : safkan
Kayıt tarihi : 09/08/09

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 3:13 pm

Acaba kendimin kişilik özelliklerimi yoksa karakterimin kişilik özelliklerimi?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 3:16 pm

Karakterinin tabii ki.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Makoto Kino
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 22
Yaş : 21
Nerden : istanbul'dan
Savaşta Hangi Taraftasın ? : aydınlık taraf
Kan Durumu : safkan
Kayıt tarihi : 09/08/09

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 3:22 pm

Adınız Soyadınız:Makoto Kino
Geçmişiniz:Makoto Usagi'nin okuluna geldiğinde herkes ondan korkmuştu. O daha önceki okulundan bazı çocukları dövdüğü için kovulmuştu. Makoto ayrıca savaş sanatlarında çok iyi olmasıyla tanınıyordu. Usagi ona çok çabuk yakınlaştı. Çok kısa sürede arkadaş oldular. Tabi Usagi bu arada çevresindeki erkeklerin Makoto'ya daha fazla ilgi göstermelerinden dolayı onu kıskanmıyor da değildi.
Sihirsel Soyunuz:Safkan
Kişisel Özellikleriniz:Ailesi: Anne ve babası bir uçak kazasında ölmüştür , Tek başına bir apartmanda yaşamaktadır. Minato-ku Juuban Ortaokulu ,Minato-ku Juuban Lisesi gibi okullara gitmiştir.14 yaşındadır.Kan Grubu: O+ Doğum Günü: 5 Aralık, Sinirlendiği zaman onu kimse durduramaz, sabırlıdır, cesur ve sıcakkanlıdır...
Örnek Rp:
    Kız kardeşlerini trenden beri görmüyordu. Annesi onları trene geçirdikten sonra hepsi bir kompartmanın içine doluşmuş ve bütün yolculuğu sessiz sedasız geçirmişlerdi. Şansı vardı ki, cam kenarına oturmuştu. Böylece rahat rahat şiir yazıp besteleyebilmiş, arada da camdan dışarı bakıp eşsiz manzarayı izleyebilmişti. Yıllar geçtikçe Hogwarts'a gelirkenki heyecanı azalıyordu. Her sene aynı şeyleri dinlemek, aynı olayları izlemek gittikçe can sıkıcı bir hal alıyordu.. Yine trenden indiler ve sandallarla okula ulaştılar. Ve yine Müdür'ün komutlarıyla Büyük Salon'dan içeri girdiler. Müdür değişmişti. Bu da çok şaşırtıcı bir şey değildi. Zira, önceki müdür tam anlamıyla bencilin tekiydi. Dina önüne gelecek olan yiyecekleri açlıkla beklerken Seçmen Şapka şarkısını söylemeye ve ardından da binaları seçmeye başladı. Tüm birinci sınıflar binalarına seçildikten sonra Müdür konuşmasını yaptı. Herkes neşeli neşeli yiyeceklere saldırmak için umutla beklerken umulmadık bir gürültüyle Büyük Salon sarsıldı. Dina neler olduğunu hemen anlamıştı. Ölüm yiyenler içeri girmeye [başladıklarında Dina'nın gözlerinde bir pırıltı ve dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. 'Eğlence başlıyor...' Zaten Müdür'ün gözlerinden de endişesi belli oluyordu. Tüm öğrenciler çığlık atmaya ve koşuşturmaya başladılar. O sırada ilk büyü Müdür'den geldi. Daha sonra Müdür patronus'unu bakanlığa yolladı. Karşı masadan Luke'un sesi duyuldu. '-JOHN! ALAİN! JOHN....!!' Dina başını ona çevirdi. İşte şimdi işler karışıyordu. Eğer zorunda kalırsa.. bunu.. nasıl yapabilirdi ki? Onun tüm arkadaşlarına acımadan zarar verebilirdi. Ama başka bir savaşta bunu ona nasıl yapabilirdi? Düşünmek istediği en son şeydi. Zaten büyü yapması da yasaklanmıştı çünkü Karanlık Taraf'takilerin okul içinde büyü yapması yasaktı. O sırada dikkatsiz bir 4. sınıf öğrencisinin yaptığı büyü, Dina'nın yanındaki ölüm yiyen'e çarpmamıştı. Onun yerine ölüm yiyen, Dina'nın Karanlık Taraftan olduğunu bilmediği için Dina'yı kendine siper olarak almıştı ve büyü Dina'ya çarpmıştı. Dina sendeleyerek geri geri gitti ve dengesini kaybederek düştü. Bu kadar güçsüz değild, ayağa kalkacaktı elbet ama bu savaşın içine girerse bir aptal kadar cesur Gryffindor'lulardan, onun gözünde "hiçbir şey" olan Hufflepuff'lardan ve kendine yakın gördüğü ama çok fazla inek olan Ravenclaw'lardan birinin canını yakacaktı ve bu da okuldan atılmasına bir sebepti. Kuralları çiğnemekten hoşlanmazdı. Güçlükle ayağa kalkıp bir masanın kenarına tutundu ve asasını her ihtimale karşı cebinden çıkardı. Bu saldırının uyarı amaçlı olduğunun farkındaydı. Ama yine de bu Zümrüdüanka Yoldaşlığı zımbırtısından bir kaç kişinin ölmesi fena olmazdı. Luke'un olduğu tarafa baktı ve onların yanına gitti. Diğerlerine sinir bir bakış attı ve tekrar Luke'a döndü.

    'İyi misin? Bak, buradaki insanlardan ölmesini istemediğim tek bir kişi varsa o da sensin tamam mı? Bu yüzden..'

    Nasıl tamamlasaydı ki? Başının üstünden sıyırıp geçen sersemletme büyüsüne aldırmadan devam etti.

    '.. Bu yüzden.. ne yaparsan yap, ölme!'

    Kimsenin onun Yoldaşlıktan olduğunu sanmaması için Luke'un yanağına güven verecek bir öpücük kondurduktan sonra ayağa kalkıp oradan hızla ayrıldı. Ama ona çarpan büyünün etkisiyle pek hızlı gidemiyordu. Yere, adımlarına baka baka ilerlerken gözünün önünden hızla bir Ölüm Yiyen geçti. İlk önce buna pek aldırmamış olan Dina daha sonra başını ona çevirdi ve hızlı hareket eden bu adamı gözden kaçırmamaya çalışarak baştan aşağı süzdü. Ardından ayaklarına takılı kaldı. Bu ayakkabıları tanıyordu. Evet, elbette tanıyordu. Nasıl unutabilirdi ki? Bu ayakkabıları o adama Dina almıştı. Evet, ta kendisiydi. Bu adam amcası Thor'du. O da babası gibi bir ölüm yiyen'di. Ama Dina onu tanıdığını belli ederse ikisinin de başı belaya girebilirdi. Çarçabuk trende şiir yazmak için kullandığı küçük defteri ve kalemi çantasından çıkardı ve yazdı.

    ''Sakın beni tanıdığını belli etme. Ben iyiyim. Letty ve Lenny de güvendeler. Onları Müdür bazı profesörlerle götürdü. Kendine dikkat et. Büyük savaş günü geldiğinde ben de yanınızda olacağım. Ravenclaw ve Slytherin cüppeliler size büyü yollamadıkça onlara bir şey yapmazsanız sevinirim. Çünkü az önce bir ölüm yiyen tarafından siper alındım. Karanlık Lord'a sayılar.. Dahlia.''

    Hızla yazdığı kağıdı yarı topallayıp yarı koşarak Thor Amca'nın yanından geçerken onun cebine sıkıştırıverdi ve oradan uzaklaştı. Şimdi kızkardeşlerine bakmalıydı. Güvende olduklarından emin olmalıydı. Profesörlerin öğrencileri ittirerek götürdüğü yere doğru onları takip etti ve içeri girdi. Bir sürü öğrenci arasından Letty ve Lenny'yi bulması zor olsa da birbirlerine benzeyen iki ikinci sınıf öğrencisi kızı rahatlıkla seçebildi. Yanlarına gitti. Letitia'nın kaşının üzerinde kan vardı. Hızla onların oturdukları koltuğun yanına eğildi.

    'Letty, ne oldu böyle?'

    Madeleine Letitia'nın yerine cevap verdi.

    'Bir ölüm yiyen onu hızlıca Hufflepuff masasına doğru itti ve o da masanın kenarına kafasını çarptı. Önemli bir şey değil. Madam ilgilendi. Az sonra geçer.'

    Dina kaşlarını çattı. Eliyle Letitia'nın kaşını hafifçe yokladıktan sonra ikisine baktı.

    'Birbirinize sahip çıkın. Lenny, teknik olarak sen daha büyüksün. Bu yüzden Letty'ye büyüklük taslamadan (??) ona yardım et. Unutmayın, her zaman size yardımcı olmak için yanınızda bir profesör bulunmayabilir. Onlara ihtiyacınız olmasın. Birbirinizden başka kimseye ihtiyacınız olmasın. Kendinizi koruyun, beni anladınız mı? Ben şimdi gitmeliyim. Savaş devam ediyor.'

    Kafasını ikisinin arasına sokup kulaklarına fısıldadı;

    'Yandaşlarımız ortalığı kasıp kavuruyor. Bu da Zümrüdülaplup Yoldaşlığı'na bir ders olacak.'

    Göz kırparak ayağa kalkıp ilerledi. Diğer öğrencilerin ne halde olduğuna bakmadı bile. Tekrar Büyük Salon'a döndü. Salon'un salonluğu gitmiş, adeta bir çöplüğe dönmüştü. Yerde yatan ölülerin üstlerine basa basa, koşarak Slytherin masasına doğru ilerledi..

    Slytherin masasına doğru koşarken bile aklı bir Luke'a, bir Letty ve Lenny'ye gidip duruyordu. Ama sonunda kendini kardeşlerinin güvende olduğuna ikna etmeyi başarmıştı. Sonunda masaya ulaştı. Daha yirmi dakika önce Ravenclaw masasına neşeyle giderken gördüğü Dia yere yığılmıştı. Onunla aynı binada, aynı sınıftalardı. Üstelik -her ne kadar onu vuran ölüm yiyen bunu bilmese de- o da Karanlık Taraf'taydı. Dia'nın yanına gelen Profesörlerle birlikte o da onun yanına gitti. Sahte bir acıyla Profesör Gaunt'a baktı.

    'Profesör, buradan çıkmalı. O.. o ölmemeli..'

    Profesör Gaunt, Dia'yı yanına alarak salondan kaçmaya çalışırken salon art arda iki gürültüyle sarsıldı. İlk gürültüyle başını hemen Luke'ların olduğu tarafa çevirdi. Yukarıdaki avize yere yıkılmıştı. Üstelik yere düşen binlerce parçasından biri de Dina altından kaçmaya çalışırken omzuna saplanmıştı. Bunu hissetmedi bile. Zira, bundan önemli şeyler vardı. Bir arkadaşını kaybetmişti ve daha fazla kötünün canının yanmasına izin veremezdi. Ama Luke, Aysa ve John'a da saldırmak istemiyordu. Eğer zorda kalırsa yapmayacağı şey değildi aslında. Yine de zar zor yanlarına gitti. Cüppesinin üstünden omzundan aşağı kanlar akıyordu. Ama Dina'nın bunu fark etmesi güç olmuştu çünkü salonda şimdi de bir ejderha belirmişti. Dina gözlerini faltaşı gibi açarak etrafına baktı. Lanetler havada uçuşuyor, bazı profesörler savaşırken bazıları da hala öğrencileri alandan dışarı çıkarmak için uğraşıyordu. Ama Dina'nın çıkmaya niyeti yoktu. Amcasının güvende olduğundan emin olmalıydı. Onu korumak için elinden bir şey gelmeyecek olsa bile yine de onun ne halde olduğunu bilmeliydi. Ancak bu sayede içi rahat edebilirdi. Hızlıca Luke'ların yanına gitti. O koşarken Aysa bir plandan söz ediyordu. "Bu kız yine neler geçiriyor.." diye düşünmeden edemedi. O sırada Luke masalardan birini havaya kaldırmıştı. Anlam verilemeyecek hareketler yapıp duruyordu. Inés ise ne yapacağını şaşırmıştı. Ölüm yiyen'lere saldırmazdı. Profesörlere de saldıramazdı. Tam ağzını açmışken Aysa masayı havada patlattı. Inés bu büyüyü biliyordu. Hatta kullanmayı da seviyordu. Asasını çıkarıp Aysa'nın yanına gitti. İkisine doğru baktı.

    'Ne yapmaya çalışıyorsunuz?!!!'

    Masanın çarptığı ölüm yiyen yere yığılmıştı. Ama Luke cevap vermeye kalmadan ona art arda iki tane sersemletme büyüsü isabet etmişti.

    'Masalarla oynarsan böyle olur! Ah Luke!!!'

    İçindeki acıyı tarif edemezdi. Zaten yapmayı beceremediği şeylerden biriydi. Bu yüzden üzüntüsünü belli etmeden o da Aysa gibi Luke'un yanına koştu.

    'Hey, hey iyi misin?!!'

    Luke'un sendeleyerek ayağa kalkmaya çalışıp masadan bir bıçak alarak ölüm yiyene fırlatmasını izledi. Bu Inés'i kızdırmıştı. Üstüne üstlük Aysa da ölüm yiyeni bağlamıştı. Bıçağın saplandığı yere, ölüm yiyenin bacağına baktı. Fark etmesi uzun sürmedi. Evet, yine o ayakkabılar. Luke, Inés'in amcasını bacağından vurmuştu. Sinirle ayağa kalktı ve Aysa'yı duvara doğru ittirdi.

    'Siz.. siz..!!! Hâlâ yaşıyor olduğunuza şimdiden dua etseniz iyi olacak!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 3:24 pm

Onaylanmadı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Makoto Kino
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw 1. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 22
Yaş : 21
Nerden : istanbul'dan
Savaşta Hangi Taraftasın ? : aydınlık taraf
Kan Durumu : safkan
Kayıt tarihi : 09/08/09

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 3:50 pm

Adınız Soyadınız:Makoto Kino
Geçmişiniz:Makoto Usagi'nin okuluna geldiğinde herkes ondan korkmuştu. O daha önceki okulundan bazı çocukları dövdüğü için kovulmuştu. Makoto ayrıca savaş sanatlarında çok iyi olmasıyla tanınıyordu. Usagi ona çok çabuk yakınlaştı. Çok kısa sürede arkadaş oldular. Tabi Usagi bu arada çevresindeki erkeklerin Makoto'ya daha fazla ilgi göstermelerinden dolayı onu kıskanmıyor da değildi.
Sihirsel Soyunuz:Safkan
Kişisel Özellikleriniz:Ailesi: Anne ve babası bir uçak kazasında ölmüştür , Tek başına bir apartmanda yaşamaktadır. Minato-ku Juuban Ortaokulu ,Minato-ku Juuban Lisesi gibi okullara gitmiştir.14 yaşındadır.Kan Grubu: O+ Doğum Günü: 5 Aralık, Sinirlendiği zaman onu kimse durduramaz, sabırlıdır, cesur ve sıcakkanlıdır.En uzun boylu savaşcıdır. Çok iyi yemek yapar. Gerektiğinde sert olabilir ama erkekler konusunda utangaçtır, Kahverengi saçlı ve kahverengi gözlüdür...
Örnek Rp:
    Kız kardeşlerini trenden beri görmüyordu. Annesi onları trene geçirdikten sonra hepsi bir kompartmanın içine doluşmuş ve bütün yolculuğu sessiz sedasız geçirmişlerdi. Şansı vardı ki, cam kenarına oturmuştu. Böylece rahat rahat şiir yazıp besteleyebilmiş, arada da camdan dışarı bakıp eşsiz manzarayı izleyebilmişti. Yıllar geçtikçe Hogwarts'a gelirkenki heyecanı azalıyordu. Her sene aynı şeyleri dinlemek, aynı olayları izlemek gittikçe can sıkıcı bir hal alıyordu.. Yine trenden indiler ve sandallarla okula ulaştılar. Ve yine Müdür'ün komutlarıyla Büyük Salon'dan içeri girdiler. Müdür değişmişti. Bu da çok şaşırtıcı bir şey değildi. Zira, önceki müdür tam anlamıyla bencilin tekiydi. Dina önüne gelecek olan yiyecekleri açlıkla beklerken Seçmen Şapka şarkısını söylemeye ve ardından da binaları seçmeye başladı. Tüm birinci sınıflar binalarına seçildikten sonra Müdür konuşmasını yaptı. Herkes neşeli neşeli yiyeceklere saldırmak için umutla beklerken umulmadık bir gürültüyle Büyük Salon sarsıldı. Dina neler olduğunu hemen anlamıştı. Ölüm yiyenler içeri girmeye [başladıklarında Dina'nın gözlerinde bir pırıltı ve dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. 'Eğlence başlıyor...' Zaten Müdür'ün gözlerinden de endişesi belli oluyordu. Tüm öğrenciler çığlık atmaya ve koşuşturmaya başladılar. O sırada ilk büyü Müdür'den geldi. Daha sonra Müdür patronus'unu bakanlığa yolladı. Karşı masadan Luke'un sesi duyuldu. '-JOHN! ALAİN! JOHN....!!' Dina başını ona çevirdi. İşte şimdi işler karışıyordu. Eğer zorunda kalırsa.. bunu.. nasıl yapabilirdi ki? Onun tüm arkadaşlarına acımadan zarar verebilirdi. Ama başka bir savaşta bunu ona nasıl yapabilirdi? Düşünmek istediği en son şeydi. Zaten büyü yapması da yasaklanmıştı çünkü Karanlık Taraf'takilerin okul içinde büyü yapması yasaktı. O sırada dikkatsiz bir 4. sınıf öğrencisinin yaptığı büyü, Dina'nın yanındaki ölüm yiyen'e çarpmamıştı. Onun yerine ölüm yiyen, Dina'nın Karanlık Taraftan olduğunu bilmediği için Dina'yı kendine siper olarak almıştı ve büyü Dina'ya çarpmıştı. Dina sendeleyerek geri geri gitti ve dengesini kaybederek düştü. Bu kadar güçsüz değild, ayağa kalkacaktı elbet ama bu savaşın içine girerse bir aptal kadar cesur Gryffindor'lulardan, onun gözünde "hiçbir şey" olan Hufflepuff'lardan ve kendine yakın gördüğü ama çok fazla inek olan Ravenclaw'lardan birinin canını yakacaktı ve bu da okuldan atılmasına bir sebepti. Kuralları çiğnemekten hoşlanmazdı. Güçlükle ayağa kalkıp bir masanın kenarına tutundu ve asasını her ihtimale karşı cebinden çıkardı. Bu saldırının uyarı amaçlı olduğunun farkındaydı. Ama yine de bu Zümrüdüanka Yoldaşlığı zımbırtısından bir kaç kişinin ölmesi fena olmazdı. Luke'un olduğu tarafa baktı ve onların yanına gitti. Diğerlerine sinir bir bakış attı ve tekrar Luke'a döndü.

    'İyi misin? Bak, buradaki insanlardan ölmesini istemediğim tek bir kişi varsa o da sensin tamam mı? Bu yüzden..'

    Nasıl tamamlasaydı ki? Başının üstünden sıyırıp geçen sersemletme büyüsüne aldırmadan devam etti.

    '.. Bu yüzden.. ne yaparsan yap, ölme!'

    Kimsenin onun Yoldaşlıktan olduğunu sanmaması için Luke'un yanağına güven verecek bir öpücük kondurduktan sonra ayağa kalkıp oradan hızla ayrıldı. Ama ona çarpan büyünün etkisiyle pek hızlı gidemiyordu. Yere, adımlarına baka baka ilerlerken gözünün önünden hızla bir Ölüm Yiyen geçti. İlk önce buna pek aldırmamış olan Dina daha sonra başını ona çevirdi ve hızlı hareket eden bu adamı gözden kaçırmamaya çalışarak baştan aşağı süzdü. Ardından ayaklarına takılı kaldı. Bu ayakkabıları tanıyordu. Evet, elbette tanıyordu. Nasıl unutabilirdi ki? Bu ayakkabıları o adama Dina almıştı. Evet, ta kendisiydi. Bu adam amcası Thor'du. O da babası gibi bir ölüm yiyen'di. Ama Dina onu tanıdığını belli ederse ikisinin de başı belaya girebilirdi. Çarçabuk trende şiir yazmak için kullandığı küçük defteri ve kalemi çantasından çıkardı ve yazdı.

    ''Sakın beni tanıdığını belli etme. Ben iyiyim. Letty ve Lenny de güvendeler. Onları Müdür bazı profesörlerle götürdü. Kendine dikkat et. Büyük savaş günü geldiğinde ben de yanınızda olacağım. Ravenclaw ve Slytherin cüppeliler size büyü yollamadıkça onlara bir şey yapmazsanız sevinirim. Çünkü az önce bir ölüm yiyen tarafından siper alındım. Karanlık Lord'a sayılar.. Dahlia.''

    Hızla yazdığı kağıdı yarı topallayıp yarı koşarak Thor Amca'nın yanından geçerken onun cebine sıkıştırıverdi ve oradan uzaklaştı. Şimdi kızkardeşlerine bakmalıydı. Güvende olduklarından emin olmalıydı. Profesörlerin öğrencileri ittirerek götürdüğü yere doğru onları takip etti ve içeri girdi. Bir sürü öğrenci arasından Letty ve Lenny'yi bulması zor olsa da birbirlerine benzeyen iki ikinci sınıf öğrencisi kızı rahatlıkla seçebildi. Yanlarına gitti. Letitia'nın kaşının üzerinde kan vardı. Hızla onların oturdukları koltuğun yanına eğildi.

    'Letty, ne oldu böyle?'

    Madeleine Letitia'nın yerine cevap verdi.

    'Bir ölüm yiyen onu hızlıca Hufflepuff masasına doğru itti ve o da masanın kenarına kafasını çarptı. Önemli bir şey değil. Madam ilgilendi. Az sonra geçer.'

    Dina kaşlarını çattı. Eliyle Letitia'nın kaşını hafifçe yokladıktan sonra ikisine baktı.

    'Birbirinize sahip çıkın. Lenny, teknik olarak sen daha büyüksün. Bu yüzden Letty'ye büyüklük taslamadan (??) ona yardım et. Unutmayın, her zaman size yardımcı olmak için yanınızda bir profesör bulunmayabilir. Onlara ihtiyacınız olmasın. Birbirinizden başka kimseye ihtiyacınız olmasın. Kendinizi koruyun, beni anladınız mı? Ben şimdi gitmeliyim. Savaş devam ediyor.'

    Kafasını ikisinin arasına sokup kulaklarına fısıldadı;

    'Yandaşlarımız ortalığı kasıp kavuruyor. Bu da Zümrüdülaplup Yoldaşlığı'na bir ders olacak.'

    Göz kırparak ayağa kalkıp ilerledi. Diğer öğrencilerin ne halde olduğuna bakmadı bile. Tekrar Büyük Salon'a döndü. Salon'un salonluğu gitmiş, adeta bir çöplüğe dönmüştü. Yerde yatan ölülerin üstlerine basa basa, koşarak Slytherin masasına doğru ilerledi..

    Slytherin masasına doğru koşarken bile aklı bir Luke'a, bir Letty ve Lenny'ye gidip duruyordu. Ama sonunda kendini kardeşlerinin güvende olduğuna ikna etmeyi başarmıştı. Sonunda masaya ulaştı. Daha yirmi dakika önce Ravenclaw masasına neşeyle giderken gördüğü Dia yere yığılmıştı. Onunla aynı binada, aynı sınıftalardı. Üstelik -her ne kadar onu vuran ölüm yiyen bunu bilmese de- o da Karanlık Taraf'taydı. Dia'nın yanına gelen Profesörlerle birlikte o da onun yanına gitti. Sahte bir acıyla Profesör Gaunt'a baktı.

    'Profesör, buradan çıkmalı. O.. o ölmemeli..'

    Profesör Gaunt, Dia'yı yanına alarak salondan kaçmaya çalışırken salon art arda iki gürültüyle sarsıldı. İlk gürültüyle başını hemen Luke'ların olduğu tarafa çevirdi. Yukarıdaki avize yere yıkılmıştı. Üstelik yere düşen binlerce parçasından biri de Dina altından kaçmaya çalışırken omzuna saplanmıştı. Bunu hissetmedi bile. Zira, bundan önemli şeyler vardı. Bir arkadaşını kaybetmişti ve daha fazla kötünün canının yanmasına izin veremezdi. Ama Luke, Aysa ve John'a da saldırmak istemiyordu. Eğer zorda kalırsa yapmayacağı şey değildi aslında. Yine de zar zor yanlarına gitti. Cüppesinin üstünden omzundan aşağı kanlar akıyordu. Ama Dina'nın bunu fark etmesi güç olmuştu çünkü salonda şimdi de bir ejderha belirmişti. Dina gözlerini faltaşı gibi açarak etrafına baktı. Lanetler havada uçuşuyor, bazı profesörler savaşırken bazıları da hala öğrencileri alandan dışarı çıkarmak için uğraşıyordu. Ama Dina'nın çıkmaya niyeti yoktu. Amcasının güvende olduğundan emin olmalıydı. Onu korumak için elinden bir şey gelmeyecek olsa bile yine de onun ne halde olduğunu bilmeliydi. Ancak bu sayede içi rahat edebilirdi. Hızlıca Luke'ların yanına gitti. O koşarken Aysa bir plandan söz ediyordu. "Bu kız yine neler geçiriyor.." diye düşünmeden edemedi. O sırada Luke masalardan birini havaya kaldırmıştı. Anlam verilemeyecek hareketler yapıp duruyordu. Inés ise ne yapacağını şaşırmıştı. Ölüm yiyen'lere saldırmazdı. Profesörlere de saldıramazdı. Tam ağzını açmışken Aysa masayı havada patlattı. Inés bu büyüyü biliyordu. Hatta kullanmayı da seviyordu. Asasını çıkarıp Aysa'nın yanına gitti. İkisine doğru baktı.

    'Ne yapmaya çalışıyorsunuz?!!!'

    Masanın çarptığı ölüm yiyen yere yığılmıştı. Ama Luke cevap vermeye kalmadan ona art arda iki tane sersemletme büyüsü isabet etmişti.

    'Masalarla oynarsan böyle olur! Ah Luke!!!'

    İçindeki acıyı tarif edemezdi. Zaten yapmayı beceremediği şeylerden biriydi. Bu yüzden üzüntüsünü belli etmeden o da Aysa gibi Luke'un yanına koştu.

    'Hey, hey iyi misin?!!'

    Luke'un sendeleyerek ayağa kalkmaya çalışıp masadan bir bıçak alarak ölüm yiyene fırlatmasını izledi. Bu Inés'i kızdırmıştı. Üstüne üstlük Aysa da ölüm yiyeni bağlamıştı. Bıçağın saplandığı yere, ölüm yiyenin bacağına baktı. Fark etmesi uzun sürmedi. Evet, yine o ayakkabılar. Luke, Inés'in amcasını bacağından vurmuştu. Sinirle ayağa kalktı ve Aysa'yı duvara doğru ittirdi.

    'Siz.. siz..!!! Hâlâ yaşıyor olduğunuza şimdiden dua etseniz iyi olacak!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Ağus. 10, 2009 5:22 pm

Marsdén Lexie Millér demiş ki:
Onaylanmadı.

Daha başvurma lütfen. Herkes alınıcak diye bir şey yok.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Robert Jasper Riddle
Karanlık Lord
Karanlık Lord
avatar

Mesaj Sayısı : 16
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Lord Olan Biri e Olursa Oda Odur xDNe Biçim Cümle Oldu Yaa xD
Evcil Hayvan : Sensinn xD
Kan Durumu : Safkann
Kayıt tarihi : 15/08/09

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Salı Ağus. 18, 2009 8:02 pm

Adınız Soyadınız:Robert Jasper Riddle
Geçmişiniz:O Çok Kötü Bir Çocuktur.Doğduğu Günün Sanisinden Beri.Kimse Onu Bu Kötülüklerden Kurtaramayacaktır.Annesi,Babası Bunu Çok Kez Denemiştir Ama Robert Hiçbirzaman Kötülükten Vazgeçmemiştir.Ve Vazgeçmeyecektir.Kendini Beğenmişleri,Uyuzları Hiç Sevmez Ama Kendisi Gibi Olanlarla Hemen Kaynaşır.Aslında O Kadarda Kötü Değildir.Ruhu Biraz İyidir Ama Dış Görünüşü Felakettir.O Bakışları,O Çapkınlıkları.Kimse Ona Dayanamaz.
Sihirsel Soyunuz:Safkan
Kişisel Özellikleriniz:,Sinsi,Yakışıklı,Çalışkan,Doğduğundan Beri Kötü Olan Bir Çocuk
Örnek Rp:
sonra Kızıl Şarap'tan ayrılmıştı. Şimdi boş sokakların karanlığın
içinde belirginleşen sessizliği, Dolunay'ın eşssiz ışığı altında
ilerliyordu. Sarsak adımlarından yorgunluğu sezilebiliyordu. Siyah
gözlerinin güçsüzlüğü kendini ele veriyordu. Bu güçsüzlük
herzamankinden farklıydı. Ölüm yiyenlerin sayısı artmıştı. Bu nedenle
artık sık sık toplantılar düzenlemek zorunda kalıyordu. Bu da onu
yoruyordu,fakat şaşılası bir sükünet hissediyordu bedeninde. Atan bir
heyecanla tartışmlar oluyordu. Toplantıya katılanlar arasında Mathers'ta vardı. Bu grubun ileri gelenlerinden sayılabilridi. Verilen
kararlarda söz sahibi oluyordu. Toplantılar Mathers ile konuşurken
,yahut onu seyrederken daha tabii davranıyordu. Sert bakışı
kesinkinleşiyor,sesi daha çekici bir ton alıyordu.
Toplantılarda
tartışmalar fazla kızıştımı,Mathers ayağa kalkar,çınlayan titreşimler
yapan sesiyle konuşmaya başlardı. Sözlerindeki iğneleyicisertlik
ötekileride yatıştırır ölçülü olmaya davet ederdi. Bazen onlara
kızıyordu. Toplantılara Ruby katıldığında genel bir gergnlik yaratırdı
havada. Bütün tartışmalar kavgalar Ruby veMathers[Eregons'un] başı
altından çıkardı. Hep yeni yıkanmış gibi görünen parlak saçlı Audrick
de onların tarafındaydı. Ortalığı karıştırmayı severdi. Andrew ise az
konuşurdu;bağırmadan ciddi bir sesle konuşurdu. Jeff gibi o da hep
Vlasov'un fikirlerini paylaşırdı.Herşeyde ikiyüzlülük,düzensizlik çoğu
zaman komik ama her zaman kötülük getiren bir çeşit budalalık...Bu onu
güldürüyordu. Seslerin yükseldiği kalabalık bir sokağa daldı.
Bu
sesler sertti,ağırdı. Cenaze töreni için toplanan bir kalabalıktı.
Uğultular kesildi. Sokakta sadece tempolu adımların tok sesi kaldı. Bu
sesler başlar üzerinde yükseliyor,henüz uzaklarda bulunan bir
fırtınanın ilk gökgürültüsünü andırıyordu. Gitgide şiddetlene soğuk
rüzgar tozu toprağı suratlara çarpıyordu. Hüzünlü ilahilerden yoksun bu
cenaze töreni,murakabeye dalmış bu çatık kaşlı yüzler bir felaket hissi
uyandırıyordu Vlasov'da. Kafasında ağır ağır dönüp duran
düşünceler,izlenimlerini geri plana itiyordu. Kalabalığı uzun
kollarıyla yararak lanetler okuyup, sıyrılmaya çalışıyordu. Koluna bir
omuz atıldığını hissetti. Ölümün karanlığında kalmış siyah
gözlerini;eski sivri uçlu uzun şapkayı hiç tereddüt etmeden
kaldırdı,karşısındakinin tepkisini önemsemedi,önemsemzedide.
"Micheal'ın cenaze törenine katılacak mısınız efendim ?
"Micheal'dan banane! Onu tanımıyorum bile ! Tanısam bile niye törene katılayım ki!"
"Yinede katılmalısınız !Elbet bir gün sizde ölüceksiniz!"
"Haklısın galiba...Ama bildiğim birşey daha var benden önce sen ölüceksin ! Defol başımdan ! "
Artık
sokaklar boş kalmıyordu. Hergün her dakika birileri ölüyor gibi cenaze
törenleri oluyordu. İntiharlar,katliamlar gittikçe artıyordu. Bu tür
olaylar hoşuna gitmiyor değildi; fakat bunu kimler tarafından
yapıldığını bilmiyordu. Bir an için adamlarının habersiz baskınlar
yaptıklarını düşündü. Buna cesaret edemeyeceklerini bildiğinden
aklından silmeye çalıştı bu düşünceyi. Kalabalığın doldurduğu sokaktan
ayrıldı. Sessiz karanlık bir sokağa daldı. Sert rüzgar gözleri kör
ediyormuş gibi sıkı sıkı gözlerini yumdu. Biraz ovuşturduktan sonra
gözlerini açarak bir kaç adım attı.
Uzun ince bir gölge
sokağın sonunda iler geri ilerliyordu. Sinirli, birşeyler kaybetmiş
gibi dönüp dolanan bu gölgeden çekinmedi. Kim olduğunu sokağın züerine
düşmüş sisten göremedi. Karanlığın altında,dolunayın ışığında biraz
daha ilerledi,gölgelerden başak bir şey görmek imkansız gibiydi.
Gökyüzündeki yarasaların gölgeleri sokağa yansıdı. Geceninderin soğunda
fink atan yarasaları izledi bir süre. O da onlar gibgece yürüyendi.
Gündüzleri güneşten nefret ederdi. Sokağın sonundaki gölgeye dikkatlice
baktı. O esrarengiz gölge Vlasov'u fark etmiş olsa gerek ona doğru
bakıyordu. Gölgeyi biraz daha yaklaştı. Ve garip garip güldü.
"Yakalandın...!Şimdi karanlık,sessiz sokakta yalnız...Tehlikenin tam ortasında,tam kucağındasın !
Sessinden
emindi. Gözlerinde ateşten kopmuş korlardan birşeyler vardı sanki.
Siyah cübbesinin altında korkunç hayaletlere benziyordu,karanlığın
sisin altında geceyi tamamlıyor gibiydi. Cübbesinin cebindeki asayı
sıkıca tuttu. Bir an sadıracakmış gibi oldu. Havada savaş kokusu vardı.

Not:
(Tüm İsimleri Kendim Uydurmuşumdur)


En son Robert Jasper Riddle tarafından Çarş. Ağus. 19, 2009 12:29 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Salı Ağus. 18, 2009 9:39 pm

Geçmişinizi genişletin lütfen.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Robert Jasper Riddle
Karanlık Lord
Karanlık Lord
avatar

Mesaj Sayısı : 16
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Lord Olan Biri e Olursa Oda Odur xDNe Biçim Cümle Oldu Yaa xD
Evcil Hayvan : Sensinn xD
Kan Durumu : Safkann
Kayıt tarihi : 15/08/09

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Çarş. Ağus. 19, 2009 12:29 am

Uzatıldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marsdén Lexie Millér
Hogwarts Müdiresi & Admin
Hogwarts Müdiresi & Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 1972
Yaş : 24
Nerden : ist.
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız
Asa : Çığlığın Derin Sesi
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Unicorn^
Kayıt tarihi : 11/04/08

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Perş. Ağus. 27, 2009 7:48 pm

Onaylanmadı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sanal-hogwartsrpg.forumg.biz/lejant-f7/angel-marsden-mill
Blair Amy Walker
Muggle
Muggle


Kadın Mesaj Sayısı : 2
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Tarafsız, şimdilik...
Rp Sevgilisi : aranıyor (=
Asa : Maun Ağacı
Evcil Hayvan : Hipogrif-Hero
Kan Durumu : Safkan
Kayıt tarihi : 14/09/09

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Ptsi Eyl. 14, 2009 6:21 pm

Adınız Soyadınız: Blair Amy Walker
Geçmişiniz: Blair Arizona-Phoenix'te doğmuştur. Annesi ve babası safkandır. Aslen Washington D.C lidir. Küçükken büyücülüğe çok büyük bir ilgisi vardı. Zengin bir ailenin çocuğu olmasına rağmen, hiç bir zaman şımarık olmadı. Temel müzik eğitimi aldı. Fakat müzik onu büyü kadar etkilememiştir. En büyük ideali Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulunda Biçim Değiştirme Profesörü olmaktır.
Sihirsel Soyunuz: Safkan
Kişisel Özellikleriniz:Cesur, sempatik, biraz meraklı, rahat, samimi, boyun eğmeyen birisidir. Arkadaşlarına çok önem verir, onları her zaman destekler. İyi bir insan olmasına rağmen düşmanını asla affetmez. Güçlü bir kişiliğe sahip olmasına karşın, duygusaldır. Ve bazı durumlarda çok kırılgan olabilir. Sevdiklerine karşı çok korumacıdır. Kıskançtır ve bu özelliği bazen abartı derecede sinir bozucu olabilir.
Örnek Rp:

Etraf çok karanlıktı. Ilık bir rüzgar saçlarımı dalgalandırıyordu hafif hafif... Sokak bomboştu...sanırım. Gecenin bir vakti bu ıssız ve ürpertici yerde ne aradığımı bilmiyordum. Nasıl buraya geldiğimi de... Fakat bir şekilde kendimi buraya ait hissediyordum. Tuhaftı; ama sanki evimdeydim. En başından beri buradaydım ve bunu yeni farkediyordum... Gözlerim karanlığa alışınca etrafımın farkına varmaya başladım. Burası biraz eski bir yerdi. Apartmanlar bir hayli yıpranmıştı, içlerinden bazıları dokunsan yıkılacak haldeydi... "Biri görevlileri uyarmalı, kazaya yol açmadan temizlenmeli buralar." diye düşündüm...

... Hala yürüyordum. Rüzgar gittikçe soğuyordu. Tıpkı içimde yitip gitmeye başlayan umut gibi. Başlarda kaybolduğuma inanmak istemiyordum. Fakat şimdi, öyle olduğuna inanmaktan başla bir seçeneğim olmadığını fark ediyordum. Hiç bilmediğim, ıssız, soğuk bir yerde tek başımaydım... Korktuğumu itiraf etmeliyim. Fakat içimden bir ses bunun daha başlangıç olduğunu söylüyordu. Bu; sadece ısınma turuydu... Ve içimdeki ses bir kere daha haklı çıkmıştı; az ileride bir karartı gördüğüme yemin -ki genelde hiç yapmadığım bir şeydi- edebilirdim. Kaçmak için hazırlandığım sırada, içimde cesaretin kabardığını hissettim. Genel açıdan cesur bir kızdım ama ordan kaçmamak cesaretin değil; deliliğin göstergesi olurdu. İlerlemeye başladım, karartıya doğru. Sessiz olmaya çalışıyordum ama ayakkabılarım bu konuda hiç yardımcı olmuyordu. Onları çıkarmaya çalışırken biraz ses çıkarmış olmalıyım, ki karartı bana döndü. Bir insana benzemiyordu. Ya da bir hayvana... Çıkardığı sesler bunun en büyük kanıtıydı: "Bip bip biipp, bip bip biipp!" ...

Uyandım ve çalar saatimi kapattım... Son bir kaç gündür gördüğüm rüya, artık eskisi kadar şaşırtmıyordu beni. Sadece aklımda soru işaretleri bırakıyordu. En çok merak ettiğim şey, karartının ne olduğuydu. "Belki yeni bölümlerini de verirler rüyamın." diye düşündüm. İyice gerindim ve yataktan çıktım. Hep yaptığım gibi etrafıma göz gezdirip, odamda olduğumdan emin olduktan sonra, perdeyi çektim, penceremi açtım ve mis gibi lavanta kokulu havayı içime çektim... Bu koku gerçekten iyi geliyordu bana. Banyoya girene kadar moralim gayet iyiydi. "Ah Tanrım! Korkunç görünüyorum!" diye bir çığlık kopardım. Saçlarım darma duman olmuştu. Gözlerimin altı torba torbaydı. Gerçekten berbat haldeydim. "Bu halde nasıl okula giderim?!" diye söylendim. Hemen ılık bir duş aldım, dişlerimi fırçaladım ve bahçeye çıktım. Posta gelmiş olmalıydı. Ve o sırada kafama dank etti. "Lanet olsun! Bugün cumartesi, ve okul yok. Ne diye alarm kurdum sanki?" Dün arkadaşlarımla gittiğimiz kafede içkiyi fazla kaçırmış olmalıydım. Söylene söylene posta kutusuna bakmaya gittim." Ah lanet olsun! Ailemden ayrı yaşamamalıydım! Fatura, fatura, fatura ve bir de..." Garip bir zarf daha vardı. Üstünde sadece ismim yazıyordu. Sebebini bilmiyodum ama "Blair Amy Walker." diye okudum esrarengiz bir fısıltıyla. Zarfı açmak için çevirdim ve garip mühürü gördüm. Bir kuru kafanın yanında asaya benzer bir şey vardı. Ve bir de asanın ucundan çıkıyormuş gibi gözüken küçük yıldızlar. Gözlerimi devirdim ve "Ah, hadi ama... Böyle oyunlar için fazla büyüğüm!" dedim. Zarfı çöpe atmak için içeri girdim ama içimdeki ses okumamı söyledi. Ne kaybederdim ki? Deri, rahat ve pahalı okuma koltuğuma oturdum. Ayaklarımı küçük, kırmızı ve şirin -bi puf ne kadar şirin olabilirse o kadar- pufuma uzattım. Garipti ama heyecanlanmıştım. Zarfı açtım, içindeki kağıdı çıkardım. Ve aslında kağıtları dememin daha doğru olacağını farkettim. Üç tane kalın kağıt, ve bir tane de eski bir parşömen kağıdı vardı. Önce parşömeni aldım. Okumaya başladım.

"Sayın Blair Amy Walker,

Bir süredir gördüğünüz rüyaların farkındayız. Bunun nedeni artık içinizdeki safkan cadının, yuvasına dnmek istemesidir. Siz buraya, Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulu'na aitsiniz. En kısa zamanda sizi aramızda görmek istiyoruz. Size gönderdiğimiz resimler sayesinde haklı olduğumuzu anlayacağınızı umuyoruz. Görüşmek üzere.

Not:Okul 1 Eylülde açılacaktır.



Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu Müdürü"

Şaşkınlıktan bir karış açılmış ağzımı -ki açık olduğunu farketmem bayağı uzun sürdü- kapatmak için uğraşırken bir yandan da diğer kağıtları elime aldım. Neredeyse şok geçiriyordum. "Dalga mı geçiyorsunuz?!" Rüyamdan fırlamış resimlerdi bunlar! Ama nasıl mümkün olabilirdi? Biraz yakından bakınca karartının ben olduğumu farkettim. Ama karartıya bakan da bendim! Tanrım, aklımı kaçırıyor olmalıydım... "Biri gelip beni bu korkunç yerden götürsün!" diye bir çığlık attım. Ve kapı zilinin çalınmasıyla yerimden zıpladım...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Zoe D. Razel
Gelecek Postası Editörü
Gelecek Postası Editörü
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 20
Yaş : 23
Nerden : ?
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Karanlık Taraf
Asa : Kara Kuyu Zindanı
Evcil Hayvan : Snake
Kan Durumu : safkan
Özel Yetenek : Görücü
Patronus : Panter
Kayıt tarihi : 19/08/09

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Perş. Eyl. 17, 2009 3:14 pm

Bir rütbe edinin
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jènnifer Alicè Mearèl
Muggle
Muggle
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 7
Yaş : 22
Nerden : Godric's Hollow
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Zümrüdüanka Yoldaşlığı
Rp Sevgilisi : Yok
Asa : Akçaağaç ve ejderha yüreği teli..
Tılsım için ideal.
Evcil Hayvan : Tavşan ~ Hokey
Baykuş ~ Awkey

Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Metamorfmagus
Patronus : Anka Kuşu
Kayıt tarihi : 16/06/10

Büyücü Özellikleri
Galleon Galleon: 1000

MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   Cuma Haz. 18, 2010 11:04 pm

Adınız Soyadınız: Jennifer Alice Mearel

Geçmişiniz:

Uzun zaman önce İtalya'nın başkenti Roma'dan Londra'ya yerleşmiş bir ailenin kızıdır. Annesi Monica ve babası Nick Mearel, Alice 5 yaşındayken bir büyü kazası sonucu ölmüştür. Alice yazları biraz gizemli ve ilginç davranışları olan ama çok iyi kalpli Margereth Teyze'sinin yanında Godric's Hollow'da kalıyor.

Sihirsel Soyunuz: Safkan

Kişisel Özellikleriniz: Sevdiklerine çok değer veren, yetenekli, mükemmelliyetçi ve maceracı bir yapısı vardır. Ailesinin küçükken ölmüş olması kendi başının çaresine bakmasını sağlamış, sorumluluk duygusunu geliştirmiş ve kendine güveninin artmasını sağlamıştır. Güçlü sezgileri vardır. Çok sabırsız ve kuşkucu olması ise olumsuz özellikleri arasındadır.

Örnek Rp:

Alice, soyunma odasında Quidditch cüppesini giydikten sonra heyecanla süpürge dolabına koştu. Merak içinde Ateşoku’nu arıyordu. Buralarda bir yerlerde olmalıydı. Ancak dolabın altını üstüne getirdiğinde ve orada süpürgesinin tek bir izine bile rastlamadığında bu düşüncesinden vazgeçmek zorunda kaldı. Maçın başlamasına 10 dakikadan az zaman kalmıştı. Ve bu kupa maçıydı. Hemen takım kaptanına gitti. Ama o da, şu anda yapabileceği hiç birşey olmadığını, maçtan sonra onu aramasını ve şimdi gidip dolaptan bir Silsüpür 7 almasını söylemekten başka bir işe yaramamıştı. Tekrar süpürge dolabına dönerken “Ne kadar harika bir zamanlama, yani!” diye düşündü. Dolaptan bir Silsüpür alarak ona küçümsemeyle baktı ve Ateşoku’nun yanında ne kadar hızlı gideceğini düşünmeden edemedi. O, Ateşoku’na alışmıştı bir kere...


Tam içini çekip geri dönecekti ki, “Kütt!” diye bir ses duydu ve başının zonklamasıyla uyandı. Nerede olduğunu önce anlayamadı, hala rüyanın etkisindeydi. Ama rüya o kadar gerçekti ki... Hem de o gün gerçekten maçları vardı. Bu maç kupayı hangi binanın kazanacağını belirleyecekti. Başında yine bir ağrı hissedince bu düşüncelerden sıyrıldı ve gerçekten de başını karyolasının direklerinden birine vurduğunu fark etti. Biraz daha yattı ve pencereden yeni doğmakta olan güneşin, ilk ışıklarıyla Hogwarts’ı , 3 kale direğinin rahatça seçilebildiği Quidditch Sahası’nı aydınlatmasını, kara gölden yansıyıp binbir renge ayrılışını izledi. Gökyüzü masmaviydi ve Alice’in normalde açık kumral olan ama o sabah kızıla dönmüş saçlarıyla büyük bir tezat oluşturuyordu. Alice, oldukça yetenekli bir çocuktu. Metamorfmagus ile Eski Yazılar dersinde hiç çalışmadan başarılı olmasını sağlayan yetenekleri vardı. Ayrıca herkesi Quidditch oynayışıyla büyülerdi. İnsanları kendine hayran bırakan bir Arayıcıydı. Sanki Snitch bilerek onun yanında dolanıyordu. Belki de Snitch’e karşı bir çekim gücü vardı...

Nihayet kalktı ve çabucak giyindi. Yatakhanedeki diğer kızları uyandırmamaya dikkat ederek kapıdan çıktı ve Ortak Salon’a indi. Bomboş Ortak Salon’un şöminesi söndü sönecek bir şekilde yanmaya devam ediyordu. Alice, Şişman Hanım’ın portresinden geçerek Büyük Salon’a kahvaltıya inmeye karar verdi. Karnı guruldamaya başlamıştı. Ve maçtan önce kahvaltı etmemenin cezasını çoktan çekmişti. Tam bir marmelatlı kızarmış ekmeğin hayalindeydi ki kulak tırmalayıcı bir şangırtı duydu. Hortlak Peeves, anlaşılan yine mürekkep şişesi savaşı açmıştı öğrencilere...

Ve “Hoop!” tam zamanında kafasını eğerek lacivert yapış yapış mürekkebe bulanmaktan kılpayıyla kurtuldu. Ama aynısı, o sırada bir alt merdivende arkadaşıyla konuşan Jessica Angel için söylenemezdi. Mürekkep şişesi çarpmanın etkisiyle kırılıp parçalara ayrılmış ve Jessica’nın lacivert bir garkeneze fena halde banzemesine sebep olmuştu. Sinirden çılgına dönen Jessica, o sırada bağıra çağıra şarkı söyleyen ve elindeki kırmızı mürekkebi atacak kurban arayan Peeves’e tımarhaneden kaçmış bir deli gibi bağırmaya başladı.

“Peeves, seni Hortlak! Bunu sana ödeteceğim. Ne yaptığını sanıyorsun sen!!!? Bu ne cüret?”

Ancak bu laflar eline bir şişe daha mürekkep almış olan ve kıkırdayıp duran Peeves’e en son söylenmesi gereken sözlerdi. Bu sefer elindeki çiklet pembesi mürekkep Jessica’nın tam burnunda kırıldı ve pembe gömlekli bir garkeneze benzemesine neden oldu. Bu sefer akıllanan Jessica:

“Bunu ödeyecek o pis hortlak!”

gibi sözlerle Ortak Salonu’na dönedursun, Alice gülmekten az kalsın boğuluyordu. O kızdan zaten her zaman nefret etmişti.

“İşte şimdi layığını buldu.” diye düşündü ve kahvaltıya indi. Tam bir ağız pastırmalı yumurtayı çiğnemekle meşgulken karşısında sarı kıvırcık saçlarını iki yanında toplamış bir kız belirdi.

“Demek buradaydın, iki saattir seni arıyordum.” diye payladı onu. Alice ise köpüren kıza sadece

“Ee, daha daha nasılsın, Lucinda?” demekle yetindi. Kız sonunda bağırmaktan vazgeçti ve tam

“Sen bana bakma Jenni-“ diye başlamıştı ki, Alice onun sözünü kesti.

“Bana Jennifer demesene!”

Lucinda ise onu duymazdan gelip devam etti:

“Her neyse. Ama sende az kalsın kafana bir mürekkep şişesi yiyecek olsan sinirlenmez miydin?”

Alice gülümsedi ve

“Benim şişelerle boğuşmadığını nereden biliyorsun, bakalım?” dedi ve ona olanları anlattı. Onlar kıkırdayıp gülüşürken kahvaltı bitti ve kendilerini Quidditch Sahası’na giden akıntının içinde buldular. Biraz Quidditch’ten falan söz ettikten sonra (Lucy de Kovalayıcı olarak takımda olduğu için bilgisi vardı) nihayet soyunma odasına geldiler. Acele ve heyecanla cüppelerini giyip süpürgelerini almaya gittiler (Alice kendi Ateşoku’nun orada olmasına hiç şaşırmadı dese yalan olurdu). Kaptanlarının sözde cesaret verici konuşmasını dinledikten sonra bir birlerine son kez bakıp şans dilediler. Alice ayaklarını yere sertçe vurdu ve anında, masmavi bulutsuz gökyüzüne doğru yükselirken içinde sanki Coşku Verici Hayat Suyu içmiş gibi bir duygu hissetti...

Not: Profesörlük için başvurdum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Metamorfmagus   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Metamorfmagus
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Metamorfmagus

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Kimlikler :: Meslek İlanları :: Özel Yetenekler-
Buraya geçin: