Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu
Sanal Hogwarts'a Hoşgeldiniz!
Sitemizden Yararlanmak İçin Kayıt Olmanız Gerekmektedir...

Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu


 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Zoe D. Razel

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Zoe D. Razel
Gelecek Postası Editörü
Gelecek Postası Editörü
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 20
Yaş : 23
Nerden : ?
Savaşta Hangi Taraftasın ? : Karanlık Taraf
Asa : Kara Kuyu Zindanı
Evcil Hayvan : Snake
Kan Durumu : safkan
Özel Yetenek : Görücü
Patronus : Panter
Kayıt tarihi : 19/08/09

MesajKonu: Zoe D. Razel   Çarş. Ağus. 19, 2009 7:55 pm

Sıska vücudunu acımasızca döven yağmur
damlalarına aldırış etmeden hızla takip ediyordu yüz metre ötesinde
koşan adımlarla ilerlemekte olan uzun ince silüeti. Rüzgar, soğuk
damlalar karşısında savunmasız kalmış ıslak bedeninin kasılmasına ve
şiddetle titremesine neden olsa da adımları olabildiğine kararlıydı.
Sıcacık barda taze kaymak birasını büyük bir zevkle yudumlayıp, yan
masada üç yaşlı, iyi giyimli büyücünün dedikodularına kulak misafiri
olduğu o mutlu dakikaların ardından pencereden dışarıya, yağmur altında
koşuşturan büyücülere şöyle bir göz atıp o tanıdık silüeti görmesinin
ardından yalnızca onüç dakika ellialtı saniye geçmişti ki ayaklarının
aniden yerden kesildiğini hissetti. Bir saniyenin yarısı kadar süre
sonra büyük bir gürültüyle ıslak zemine dizüstü düşmüştü. Onca
patırtıya rağmen çevresindeki kimse onunla ilgilenmiyor, hatta onu
farketmiş bile görünmüyorlardı. Suratındaki acı ifadesini gizlemede
karşılaştığı büyük başarısızlığın izleriyle doğruldu, yüzüne yapışmış
ıslak, kızıl saçlarını bir hışım geriye atıp kanayan ellerle dizlerine
sarıldı. Oracıkta, ıslak, kan ve çamur içinde otururken iğrenç
göründüğünün farkındaydı. Oracıkta yere uzanıp hıçkıra hıçkıra ağlama
fikri geçen her an ona daha cazip geliyorduysa da doğrulup takip
etmekte olduğu silüeti aradı. Lakin tamamen ortadan kaybolmuşa
benziyordu. Hayal kırıklığı ve acıdan dolan gözlerinden süzülen
damlalar yağmura karışırken dümdüz yolda ilerlemeye ve adamın
cisimlenmemiş olduğunu ummaya çalıştı. Yavaş yavaş inmekte olan gece
ile birlikte sokak daha karanlık ve daha ıssız bir hal almaya başlasa
da, ike ayrılan yol ağzına gelinceye dek baştaki kararlılığı ve boş
olması muhtemel umuduyla devam etti. Sol sapağa göz attığında yolun
kendisini daha dar, ıssız ve karanlık bir sokağa götüreceğini
farkettiyse de, hayatında belki de ilk kez mantığını değil de hislerini
dinleyerek adımlarını o yönde hızlandırdı.

Henüz iki dakika bile
geçmemişti ki, takip ediyor olduğu silüetin, çıkmaz sokağın sonunda
öylece duruyor olduğunu gördüğünde büyük bir heyecan dalgası kapladı
tüm bedenini, belki de onu bekliyordu. Çamurdan alacalı bir renge
bürünmüş ıslak saçları, kan ve çamur desenleriyle başarısız bir batiği
andıran gülkurusu cüppesi ve acınacak haldeki suratıyla oracıkta duran
eğer altı yaşında bir kız çocuğu olsaydı belki insanda acıma ve şevkat
duygularını uyandırabilirdi, fakat onsekiz yaşında bir bayan için fazla
absürt idi. Kısaca, yıllardır birbirini görmeyen abi kardeşin buluşması
denilince akla gelen klişe kusursuzluktan hiçbir iz yoktu. Ne
diyeceğini bilemediğinden -ki bilse bile, dili damağına yapışmış
olduğundan söyleyebileceğini sanmıyordu- yavaş adımlarla adama doğru
yaklaşıp adamın omzuna usulca dokundu. Bir kaç dakika bekleyip herhangi
bir tepki alamayınca farkedilmediğini düşünüp bir şeyler söylemeye
karar vermişti ki, adamın yavaş hareketlerle ona dönmekte olduğunu
görüp, söyleyeceklerinin bekleyebileceğine kanaat getirdi. Adamın abisi
olduğundan herhangi bir şüphe duymasa da yüzünü görmek için can
atıyordu. Hissettiği coşkuyla karışık heyecan adamın yüzünü -daha
doğrusu yüzü yerinde olması gereken boşluğu- gördüğünde önce mide
bulantısı, sonra da korkuya dönüştü. Eli, asasının olması gereken yere
gidip orada büyük bir hiçlik ile karşılaştığında, sokağın ortasında
yere kapaklandığında onu düşürmüş olduğu gerçeğiyle karşı karşıya
kalmıştı. Bir anlık afallamanın ardından kafasını kaldırıp adama
aktığında, onun bambaşka bir yaratığa -sonra bunun normalinin on katı
boyutlarında bir akbaba olduğunu anlayacaktı- dönüşmekte olduğunu
gördüğünde koşmaya çalıştıysa da yorgunluk, korku ve heyecandan
kasılmış olan bacakları birbirine dolandığından kendini bir anda yerde
yatıyor buldu. Emekleyerek kaçmaktan başka şansı kalmamıştı, fakat
ellerinin ve dizlerinin parçalanmış olması hiç de yardımcı olmuyordu.
Henüz yaşınız onsekiz ise ölümü fazla düşünmez, ciddiye almazsınız,
Ingrid için de geçerliydi bu. Yaşlandığı zaman öyle ya da böyle
öleceğini düşünmüştü kelebek kadar hayatı boyunca. Henüz 18 yaşındayken
akbabaya dönüşmüş, suratı olmayan bir adam yüzünden öldürülmek fikri
pek de cazip gelmese de, saçlarından bir tutamın akbaba tarafından
yolunduğunu hissettiğinde pek fazla şansı olmadığını anlamıştı. Öbek
öbek yolunmuş saçları havada uçuşurken daha fazla dayanamayacağını
anlayıp oturdu. Dizkapağı kemikleri o kadar beyazdı ki ayışığında
parlıyorlardı...

Kendi bağırışları uyandırmıştı onu. Sadece bir
rüya klişesini kendi kendine tekrarlamaya çalışırken saçlarının
yolunmakta olduğunu farketmesi pek de uzun zaman almamıştı. Yataktan
öyle bir sıçradı ki, yerde uzanırken buldu kendini. Neden ürktüğünü
bilmeden çığlık atmaya devam etti bir kaç dakika boyunca. Oysa ki,
saçlarını yolmakta olan şeyin baykuşu Patty olduğunu farkedeli bayağı
oluyordu. Kalbi göğüs kafesinden çıkacakmış gibi çırpınırken, güvende
olduğunu bile bile, küfürler yağdırarak asasını aramaya girişti. Onbeş,
yirmi dakika sonra nefesi düzene girmiş, ve daha sağlıklı düşünebilir
duruma geldiğinde sinirli sinirli ötmekte olan baykuşun ayağına baktı.
Yeni bir mektup yoktu fakat; kendi gönderdiği de gitmişti. "Onu bulabildin mi?"
diye sordu baykuşa, sesi çatlak ve kırgın da çıksa ufacık bir umut
seziliyordu derinlerde. Baykuş olumlu ya da olumsuz olarak
değerlendirilebilecek hiçbir hareket yapmadı, sadece sinirli sinirli
bakmaya devam etti. Kız, yataktan yavaşça doğrulup ilerideki büyük
valizin içinden bir şeyler çıkardı; yemesi için kuşa uzattı. Bir kaç
dakika boyunca odada volta atıp sorusunu tekrar yönelttiğinde, baykuşun
çoktan uyumuş olduğunu farkedip iç çekmekle yetindi. Sonra, aniden
komodine doğru çevirdi adımlarını ve yüzyıllardır orada duruyormuş gibi
görünen eski, tahta bir kutuyu alıp yatağının üzerine bıraktı. Usulca
araladı kapağını; içinde büyüklü küçüklü, üzerlerinde kargacık burgacık
yazılar ve tarihler bulunan kağıt parçaları vardı, bir zamanlar
abisinden gelmiş olan baykuş postaları... Beceriksiz, titreyen
parmakları kutunun diplerine doğru yol aldı, tekrar yukarı
çıktıklarında bir resmi tutuyorlardı. Üzerinde tarih atılı, yıpranmış
fotoraftan oldukça uzun sarı saçları olan, zayıf, mavi gözlü bir adam
ve üç sene önceki Ingrid el sallıyorlar ve gülümsüyorlardı. Abisinin o
sıcacık gülüşüydü çocukluğuna dair hatırladığı tek şey. 11 yaşına kadar
hiç dışarı çıkmadığı bu hapishanevari malikanede, anne babasını dahi
ismen bilirken onunla tek ilgilenen kişidi abisi. Günde bir iki
saatliğine de olsa yanına gelişi, oynadıkları oyunlar canlandı gözünde.
"Abim..." diye fısıldadı usulca; "Nerelerdesin? Lütfen, lütfen hayatta olduğuna dair bir işaret ver. Tabii eğer..."
Cümleye devam etmek yerine resme sarılıp öylece uzandı yatağa,
gözlerinden süzülen yaşlara bu sefer engel olmadı, en nihayetinde
onların varlığından haberi olan tek kişi yine kendisiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Zoe D. Razel
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Rpg Dersliği-
Buraya geçin: